Avrupa ülkeleri ekonomik krizlerle boğuşurken, uluslararası derecelendirme kuruluşları, ekonomik göstergeleri olumlu seyreden Türkiye'nin notunu yükseltiyor. Gazetelerin ekonomi editörlerine gündemdeki gelişmeleri değerlendiren Devlet Bakanı Ali Babacan da toparlanmanın süreceğinden emin: "Borç stokunu, kamu açıklarını işler iyi giderken aşağı çekmiş olmamız çok büyük avantaj. Bu, bizi bugün olduğu gibi kriz sonrasında da başka ülkelerden farklılaştıracak."
Dünyanın en büyük yatırım bankası Lehman Brothers, Eylül 2008'de battığında kredibilitesi en yüksek sayılı kuruluşlardan biriydi. Modern ekonominin belki de en büyük finansal depreminde enkaz kaldırma ve hasar tespit çalışmalarında sona gelindi gibi. Trilyon dolarları aşan büyüklükteki tedbirlerin mevcut binaları sağlamlaştırma ve artçı şoklara hazırlık yapma adına psikolojik bir rahatlama sağladığı aşikâr. Ancak sağlam temeller üzerine oturtulmamış binalar, kat üstüne kat atılırken hiçbir denetime tabi tutulmamış mülk sahipleri yüzünden muhtemel sarsıntılarda yoldan geçenler de enkaz altında kalabilir. Hele hele finansal mimaride otorite konumuna gelmiş, akıl hocalığı ile malul 'gelişmiş'lerin masaya bıraktığı bu kabarık fatura yarından sonrasının ve yeni rol paylaşımının eskisi gibi olmayacağının en önemli işareti. Hak ve sorumluluklar yeniden tanımlanacak. Tam bu nokta Türkiye'yi çok yakından ilgilendiriyor. Türkiye'nin dün yaptıkları kadar önümüzdeki 5-10 yıla dair projeksiyonu çöldeki vahayı andıran imajının seyrini de belirleyecek.
Yunanistan, İspanya, Portekiz, İtalya ve İrlanda gibi AB üyesi ekonomilerde yaşanan trajediye bir de bu gözle bakmak lazım. Notları düşen bu ülkelere karşılık notu artırılan bir Türkiye. Tek bir bankamız zora düşmediği gibi net kârlılık, sermaye yeterlilik ve takipteki alacak oranları açısından en sıhhatli ülke konumundayız. Reel faizde tarihin en düşük oranlarını görüyoruz. Reel sektör tarafında da her geçen ay toparlanma eğilimini teyit ediyor. İşsizlik tırmandı, büyüme eridi, bütçe açıkları arttı. Ancak dünyanın teşhisini bile yapamadığı bu çaptaki bir krize rağmen makro göstergelerdeki istikrarı hafife almak 72,5 milyona haksızlık olur. Yapılacaklar listesi boş değil elbette.
Ekonominin dümenindeki Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile önceki akşam Başbakanlık'ın İstanbul Dolmabahçe'deki çalışma ofisinde bu konuları müzakere etme imkanı bulduk. Üç saate yakın süren toplantıya küresel krizde özellikle finansal anlamda göreceli bir istikrar yakalandığını belirterek başladı. Ancak gelişmiş ekonomilerin ilk defa hem yüksek kamu borç stokları hem de artan bütçe açıklarıyla karşı karşıya kaldığını vurgularken, "Dünyanın önündeki en büyük risk, bu iki sorunun ne zaman ve nasıl çözüleceğidir." tespitini yaptı. Önümüzdeki dönemde ülkeler hem borçlarını azaltmak hem de bütçe açıklarını kapatmak için finans sektöründe özellikle büyüklerin attığı her adımı yakından izleyecek. 'Batsam da devlet kurtarır' mantığı ile hareket edilmesine göz yumulmayacak. ABD Başkanı Obama'nın bankalara açtığı savaşın arkasında biraz bu değişime karşı gösterilen direnç var. Yunanistan örneğinde olduğu gibi bütçe açıklarını, işsizlik rakamlarını makyajlayıp yatırımcıları yanıltma niyetini taşıyanların maskesi hemen düşecek.
Bakan Babacan da yeni dönemde Türkiye'nin kendini çok iyi konumlandırması adına heyecanlı. Yeni düzende ülkelerin mali yapıları, finans sektöründeki rasyolar çok önem kazanacak. Ülkeler arasındaki rekabet kriz öncesine göre çok farklı bir boyuta taşınacak. Babacan'ın "Borç stokunu, kamu açıklarını işler iyi giderken aşağı çekmiş olmamız bize çok büyük avantaj sağladı. Bu bizi bugün olduğu gibi kriz sonrasında da başka ülkelerden farklılaştıracak." sözleri, geçen yıl mayıs haziranda alınan tedbirleri, Orta Vadeli Program (OVP) ile 3 yıl boyunca nelerin yapılacağının ilan edilmesini daha da değerli kılıyor. Bir anlamda Türkiye pek çok ülkeden önce krizden çıkmış stratejisini açıklamıştı. Kredi notundaki artışlar özelleştirmelere dönük yatırımcı ilgisi de gösteriyor ki hedefler gerçekçi. Türkiye bunlarla yetinmeyecek. Bütçe dengesi ve borç stoku ile alakalı hedeflerin kamuoyu ile paylaşılması olarak özetlenebilecek mali kural da TBMM'ye doğru ilerliyor. Yasa mayıstan önce çıkabilir. Parametreler için aralıklar belirlendi. Akademisyenler araştırma birimi olan yerli yabancı kuruluşlardan gelen görüşler doğrultusunda hangi oranın yasada yer alacağına karar verilecek. Mesela mali kuralda bütçe dengesinde açığın milli gelire oranı için yüzde 0,5-yüzde 1,5 aralığı tartışılıyor. Bütçe açığına yakınsama hızı için ise yüzde 0,2 ile 0,33 aralığı masada. Büyüme eşiği olarak da yüzde 3,5-5 arasında bir oranda karar kılınacak. 0,25-0,40 aralığı da büyümenin performansına göre bütçeden yapılacak harcama ya da tasarruf miktarını belirlemek için bir başka parametre olacak.
Büyüme, hedefin üstüne çıktığında 0,25 aralığı baz alınacaksa bu oranda bir tasarrufa gidilirken; aynı oranın geçerli olduğu hedef altında kalan bir büyüme döneminde kamu aynı oran kadar ekstra harcama yapabilecek. Mali kural için 10 yıllık bir vade öngörülüyor. AB tanımlı bütçe açığı esas alınacak. Merkezi hükümet, yerel yönetimler dahil edilecek. KİT'ler bütçeye dahil edilmiyor.
Elimizi çabuk tutalım, yeni ekonomik düzende Türkiye'nin yeri çok farklı olacak
Başbakan da söyledi seçim ekonomisi yok
Devlet Bakanı Ali Babacan, mali kuralın üç aşağı beş yukarı OVP'deki hedeflerle aynı sonuca götüreceğini açıkladı. Merkez Bankası'nın özerkliğinin kilit bir rol üstleneceğinin altını çizerek, 'zamanlama yanlış mı?' sorusuna şöyle cevap verdi: "Tam tersi. Herkesin kendi krizi ile boğuştuğu bir dönemde bizim bu hedefleri açıklamamız kamu tarafındaki riskleri azaltacaktır. Daha düşük faizleri yakalamamız mümkün olabilir. 2011'de seçim olması bu gerçeği değiştirmez. Biz 2011 bütçesinde bütçe açığını yüzde 4 olarak belirlerken, seçim yılı olduğunu bile bile bunu yaptık. 2010'da bu oran yüzde 4,5. Yani açığı azaltacağız. Sayın Başbakan'ımız da her fırsatta ifade ediyor: Seçim ekonomisi olmayacak."
Mali kuralın sonraki hükümetler tarafından değiştirilmesi halinde ülkenin kredibilite kaybına uğrayabileceğini kaydeden Babacan'a göre hiçbir hükümet böyle bir riski göze alamaz. Hükümet, muhalefetin de görüşlerine açık, ancak şu ana kadar herhangi bir temas gerçekleşmemiş. Gerekçesini Babacan açıkladı: "Randevu bile alamadığımız bir muhalefetle karşı karşıyayız. İşte demokratik açılımda karşılaştığımız tablo ortada." Mali kural geldiğinde Babacan'ın deyimi ile belediyeler el kesesinden cömertlik yapamayacak. Bütün belediyeler, verilerini Ankara'ya bildiriyor artık. TOKİ de bilgi veriyor. Liste dışında olsalar da yasada KİT'lere belli kıstaslar getirilebilir. Bütçe açığının hedefe uyumlu seyredip seyretmediğinin tartışılması hükümetleri de disipline edecek. Enflasyonla mücadelede ortaya konulan modeli biraz daha genişletiyor Türkiye. Osmanlı'nın son zamanlarından bu yana kronikleşen gelir yetmezliği ve borçlanma sorunu ancak bu şekilde çözülebilecek.
IMF'siz de yapabildiğimizi artık herkes görüyor
Devlet Bakanı Ali Babacan ile sohbet toplantısında IMF ile anlaşma bahsi de geçti. Bakan'ın, "Biz sabırlıyız. Acelemiz yok. IMF ile anlaşsaydık adı Büyümeyi Destekleyen Program olacaktı. Aldığımız krediyi Merkez Bankası'na koyacaktık. Karşılığındaki TL'yi de iç borçlanmada kullanacaktık. IMF olmazsa olmaz bir noktada değil. Dünya krizdeyken IMF'siz başarılı olabileceğimizi herkes gördü." cümleleri, Türkiye'nin artık her alanda kendi ayakları üstünde durduğunu göstermiyor mu? Birileri 'yılan hikâyesine döndü' diye küçümsese de Türkiye, kendi gerçekleri ile örtüşmeyen tek tip bir elbiseyi giymeyi kabul etmeyerek IMF'ye de ekonomik diplomasi dersi veriyor. Anlamak isteyene...
MALİ KURAL İÇİN MÜZAKERE EDİLEN DÖRT PARAMETRE ARALIĞI*
Büyüme eşiği 3,5-5
Bütçe açığı 0,5-1,5
Açığa yakınsama hızı 0,2-0,33
Büyüme katsayısı 0,25–0,40
(*) Yüzde. Örneğin, eşik büyüme yüzde 5 kabul edilir ve büyüme yüzde 6 çıkarsa, katsayı olarak da yüzde 0,25 belirlenirse, büyüme rakamındaki 1 puanlık farkın yüzde 0,25'i kadar tasarruf öngörülmüş olacak. ZAMAN


